Üsküdar’da Atik Vâlide Camii yakınlarında Kasımağa mahallesinde doğdu. Gençliğinde çok zayıf olduğu için “Keçi Boynuzu” lakabıyla, yeniçeri ağalığından sadârete geçmesinden ötürü “ağa” unvanıyla anılır. Babası Yeniçeri Ocağı beytülmâlcisi Mehmed Ağa’dır. Kendisi de teamüle uygun olarak babası gibi Yeniçeri Ocağı’na girdi ve turnacıbaşılığa kadar yükseldi. Trabzon ve Kandiye gibi bazı yerlerde ağalık yaptı. İstanbul’a döndükten sonra Yeniçeri Ocağı’nda yükselmeye devam etti ve sırasıyla saksoncubaşı, zağarcıbaşı (17 Eylül 1802), kul kethüdâsı (6 Haziran 1803) ve nihayet yeniçeri ağası oldu (19 Ağustos 1804). Sadâkati ve halk arasındaki iyi şöhreti dolayısıyla, selefi İsmâil Paşa’nın azli üzerine Nizâm-ı Cedîd’in Rumeli’de de uygulanması teşebbüsü sırasında gelişen olaylar sebebiyle huzursuzluklarını ortaya koyan yeniçerileri teskin etmek için sadârete getirildi (14 Eylül 1806). Kendisinden boşalan yeniçeri ağalığı ise Kul Kethüdâsı Osman Ağa’ya verildi. Aynı yıl içinde Osmanlı-Rus savaşının başlaması üzerine serdâr-ı ekrem sıfatı ile harp hazırlıklarını yürüttü ve Nisan 1807’de İstanbul’dan hareket etti. Sırp isyanları ve Belgrad’ın elden çıkması, Vehhâbî ayaklanması ve Hicaz’ın istilâsı, 1807 başlarında İngilizler’in de Rusya’nın müttefiki sıfatıyla savaşa iştiraki, bir İngiliz filosunun 20 Şubat’ta İstanbul önlerine gelmesi ve bu bâdirenin atlatılmasından hemen sonra alayla Davutpaşa’ya ve oradan da ordu ile Rus cephesine hareket etmesi (12 Mart 1807), Nizâm-ı Cedîd’e karşı patlayan Kabakçı Mustafa ayaklanması (25 Mayıs 1807) ve III. Selim’in tahttan indirilmesi kısa süren sadâretinin önemli olayları arasında yer alır. III. Selim’in tahttan indirilerek yerine IV. Mustafa’nın çıkması (29 Mayıs 1807) yeniçerilerin de isyanına yol açtı. Mühr-i hümâyun zorla elinden alınarak saldırılara mâruz kalan İbrâhim Hilmi Paşa, hayatı tehlikeye girince Kapıcıbaşı Cebbârzâde mârifetiyle ordugâhı terkederek iki saat uzaklıkta Alemdar Mustafa Paşa’nın nüfuz sahası içindeki bir köye kaçtı. Bunun üzerine azledilip (3 Haziran 1807) tekaüden Şumnu’da oturması emredildi, yerine de orduda isyan halinde bulunan yeniçerileri teskin amacıyla eski Kul Kethüdâsı Çelebi Mustafa Paşa sadârete getirildi (19 Haziran 1807). Yeni sadrazamın tayiniyle ilgili olarak gönderilen hatt-ı hümâyunda, “Sadr-ı sâbık İbrâhim Paşa, idâre-i umûr-ı askeriyye ve tanzîm-i mehâmm-ı saltanat-ı seniyyeme adem-i liyâkatine binâen azlolunmağla” şeklindeki kayıt, bu gibi durumlarda görülen olağan suçlamalardan olmayıp gerçeği ifade eder mahiyettedir. Bununla birlikte ordudaki genel isyan havasının kendisine yapabilecek bir şey bırakmadığı da bir gerçektir.

Sadâreti yedi ay dört gün süren İbrâhim Hilmi Paşa, Temmuz 1807’de Selânik, Aralık 1808’de Hersek livâsı dahil olmak üzere Bosna valisi oldu. Ekim 1813’te azledildi ve vezâreti alınmış olarak Gelibolu’ya sürüldü. 3 Eylül 1816’da vezâretle Girit’e Kandiye muhafızlığına gönderildi. Ada halkının “ikide birde valilere birer bahane ile hücum etmesi” (BA, HH, nr. 23283) seleflerinin azline yol açtığı için sıkı ve sert bir icraata başladı. Bu icraatı esnasında suçlu oldukları kesin olmakla beraber bazı kimseleri “bilâ emr-i âlî” idam ettirmesi yanında genelde azil sebebi olarak ileri sürülen “tama‘ ve irtikâp” suçlamalarıyla Kandiye muhafızlığından alındı (21 Mart 1818). Kandiye muhafızlığı, daha önce İçel mutasarrıflığına getirilmiş bulunan Mustafa Paşa’ya verildi. İbrâhim Hilmi Paşa ise İçel’e mutasarrıf olarak tayin edildi (BA, HH, nr. 22925) ve bir yıl kadar bu görevde kaldı. 10 Temmuz 1819’da Eğriboz sancağı muhafızlığına tayin edildiyse de Girit’te Hanya muhafızı Vâhid Paşa’nın ahaliyi zapta muktedir olamaması ve çıkan olayların Kandiye muhafızı Mustafa Paşa tarafından da aksettirilmesi üzerine Vâhid Paşa yerine Hanya muhafızlığına getirildi (9 Ağustos 1819). Kapı halkının, hayvanlarının ve eşyalarının nakli için tahsis edilen mîrî gemilerle (BA, HH, nr. 16358, 23283) Eğriboz’dan hareket ederek yeni görevine gitti. Buradaki görevi 1820 Nisanına kadar sürdü.

4 Temmuz 1821’de Adana valiliğine getirilen İbrâhim Hilmi Paşa’nın bu görevde iken takdirle karşılanan icraatı arasında, bölgedeki asayişin sağlanması yanında özellikle Sayda Valisi Abdullah Paşa’nın te’dibi için 1500 süvari askerinin toplanması işi gelmektedir. 1200 süvariyi Adana’da hazırlayan ve 300’ünü de bölgede bulunan aşiretlerden temin yoluna giden İbrâhim Hilmi Paşa verdikleri sözlere rağmen asker teminine yanaşmamalarından ötürü aşiretlerle mücadele etmek zorunda kaldı. Aşiretlerden asker almayı başaramamakla beraber etraftan topladığı fazladan 1000 süvariyi de kuvvetlerine katarak Abdullah Paşa’ya karşı harekâta hazırlanan Şam Valisi Derviş Mehmed Paşa’nın maiyetinde yer aldı (BA, HH, nr. 20625 [“İbrâhim Hilmi” mühürlü mektup], 24943). 30 Mart 1823’te bu görevden azledildikten sonra vezâreti alınıp emekliye sevkedilerek mecburi ikametle İstanköy’e gönderildi (BA, HH, nr. 23509). Muhtemelen Rum ayaklanmasının yarattığı tehlikeler sebebiyle bir müddet sonra vezâretle buraya muhafız olarak tayin edildi ve bu görevi sırasında vefat etti (17 Haziran 1825). Adaya erzak ve asker göndermedeki kusurundan ötürü azledilip Adana’ya sürülen sâbık Menteşe mütesellimi Mehmed Emin Efendi’nin “velâyet-i hümâyun meserretine hürmeten” affını talep etmesine bakılırsa (BA, HH, nr. 16504) İbrâhim Hilmi Paşa’nın İstanbul’da saygınlığını korumayı sürdürdüğü anlaşılır.

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz

Not: Yazılan yorumların sorumluluğu yazan kişiye aittir. Yazılan yorumlardan dolayı sitemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.